Tarım Alarm Veriyor: Pazarda Tezgahlar Dolsa da El Yakabilir!

 Tarım Alarm Veriyor: Pazarda Tezgahlar Dolsa da El Yakabilir!
Okunuyor Tarım Alarm Veriyor: Pazarda Tezgahlar Dolsa da El Yakabilir!

Dünyada pandemi ile başlayana sonrasında Rusya-Ukrayna savaşı le devam eden gıda güvenliği sorunsalı gıda fiyatlarında artıştan ibaret bir sorun değil. Bu fiyat artışı tabii tüm yoksul kesimi ilgilendirirken, diğer yandan da enflasyon etkisi yine yoksul kesimi vuruyor. Tarımda Türkiye’nin enflasyondaki gibi negatif ayrışma süreci ise yıllar içindeki yanlış politikalara bağlanıyor. Üretimdeki düşüş, fiyatlardaki yükseliş de yanlışlara eklenince sorun büyüyor. Bu gidişle uzmanlar yaz mevsiminde pazarlarda sebze meyve bolluğunun hayal olmasa bile fiyat açısından sıkıntılı olacağını söylüyor.

Dünyada son dönemde gıda güvenliği daha çok telaffuz edilmeye başladı.

Türkiye’ye de uzmanlar uzun zamandır uyarılarda bulunmaya devam ederken, günübirlik politikalar yerine uzun dönemli ve üretici merkezli planların uygulanması gerektiği söyleniyor. Aksi halde önümüzdeki dönemde gıda arzında ve fiyatlarında sorun artacak. 

Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gıda güvenliği konusunda acil eylem çağrısında bulunurken, savaş, bölgesel çatışmalar, iklim değişiklikleri ve pandemi gibi etmenler gıda güvenliğini tehlikeye atıyor. Gelinen noktada temel gıda arzında sorun yaşanırken, fiyat artışları tüm dünyada etkili oluyor. Ülkelerden gübre ve gıda ihracatında kısıtlamalardan kaçınmaları isteniyor.

“Yaşanan sıkıntılar ülkeleri kendi önlemlerini almaya zorluyor.”

DW Türkçe haberine göre, uzmanlar sorunun kaynağının üretimde başladığını söylüyor. Türkiye, uzun yıllardır üretimde doğru ve sürdürülebilir bir sistem oturtamazken, bu durum önümüzdeki yıllar için büyük tehlike oluşturuyor.

Dünyanın gıda üretiminde ve tedarikinde yeni sorunlarla karşılaştığını söyleyen Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Genel Başkanı Hüseyin Demirtaş, ‘Yaşanan sıkıntılar ülkeleri kendi önlemlerini almaya zorluyor. Bunun ilk adımı da ihracat kısıtlamaları olabiliyor. Böylece kendi iç piyasalarını dengede tutmaya çalışıyorlar. Ancak bir ülkede belli bir ürünün ihracatına ve ithalatına kısıtlama getirilmesi diğer ülkelerde yeni sorunlar oluşturabiliyor. Yakın dönemde savaş yüzünden buğday ve yağ fiyatlarında yaşananları gördük’ diyor. Temel ürünlerde yerli üretim oranına dikkat çekerken, buğday gibi temel bir üründe bile yeterlilik oranının düştüğünü belirten Demirtaş, iç piyasada düşen fiyatın ithalata yönelimi arttırdığını bunu da ihracatçı ülkeye gelen talep artışı ile hem fiyatını artışına hem de miktara etkisine dikkat çekti.

“Türkiye bugün, yıllar önce uygulamaya başladığı yanlış politikaların sonucunu yaşıyor”

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Baki Remzi Suiçmez de gıda güvenliğinde en önemli yolun sürdürülebilir tarım politikaları olduğunu  belirtirken, Türkiye’nin bugün, yıllar önce uygulamaya başladığı yanlış politikaların sonucunu yaşadığını anlattı. 

Suiçmez, ‘Her ülke kendi tarım politikası doğrultusunda dönem dönem ithalatta ve ihracatta kısıtlamalara gidebilir. Bu yanlış bir adım değil. Sadece artık tehlikenin ne kadar büyüdüğünün çok önemli bir işareti. Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı ve Dünya Ticaret Örgütü’nün bu çağrısı yeni değil. Hatta Türkiye’nin bugün yaşadığı sorunların merkezinde de bu uluslararası örgütlerin planlı önerileri var. Türkiye, yıllar önce bu örgütlerin tavsiyeleri doğrultusunda tarım politikalarını şekillendirdi. İç piyasayı kontrol eden kamu iktisadi teşebbüslerinin etkinliğini azalttı ve üretimi tamamen özel sektörün kontrolüne bıraktı. Şimdi bu kurumların yokluğunun eksikliğini çekiyor. Her fiyat artışından etkileniyor’ ifadelerini kullandı.

Gübre her üründe çok stratejik bir rolde bulunuyor.

Suiçmez, şunları söylüyor: 

Türkiye’nin gübrede kendine yeterlilik oranı yüzde 80 seviyesinde. Oysa geçmiş dönemde Türkiye kamu girişimleri ile gübre piyasasını kontrol edebiliyordu. Şu an öyle bir imkân yok. Küresel düzeydeki doğalgaz zamları amonyak fiyatlarını, o da azotlu gübre fiyatlarını arttırıyor. Geçen yıla göre gübrede yüzde 300 ila 600 arasında bir zam var. Bu şartlarda bizim iç üretimimizi devam ettirmemiz zorlaşıyor. Oysa bu alanda kamu güçlü olsaydı ve çiftçi kamu aracılığıyla henüz üretime başlanmadan desteklenseydi bu alandaki artıştan kısmen daha az etkilenecekti. Şimdi gübre ithalatı yapmak zorunda kalıyorsunuz.

“Bir kriz anında artık paranız olsa da bir ürünü alamıyorsunuz”

Demirtaş, gıda güvenliğinin tek yolunun doğru tarım politikaları olduğunun altını çizerken, yaşanan kısıtlamalardan hem üretici hem de tüketici etkileniyor. Tarıma ve çiftçiye acil olarak doğru destek verilmesi gerektiğini anlatan Demirtaş, bu alandaki desteklerin hatalı olduğunu, Türkiye’nin bitmiş ürüne destek verdiğini belirtti. Demirtaş, ‘Siz çiftçiye önünü görebileceği bir ortam sunmuyorsunuz. Üretim aşamasında destek vermeyip raftaki ürünü sübvanse etmeye kalkıyorsunuz. Bunun başarılı olma şansı yok’ diyor.

Demirtaş, önce girdi maliyetlerinin sabitlenmesini, motorin, gübre ve elektrik girdilerine destek verilmesini ve uzun süreli desteklerin önceden açıklanmasını talep ediyor.

Gıda güvenliğinde buğday, ayçiçeği, arpa ve diğer yem bitkilerinde üretimin hızla desteklemesi gerekiyor.

Baki Remzi Suiçmez, en büyük yanlışlardan birinin desteklerin yetersiz olması ve çiftçinin üretimi tamamladıktan bir yıl sonra desteğe ulaşabilmesi gibi gecikmeler olduğunu söylüyor. Suiçmez, çiftçiye desteklerin yarar sağlamadığını ve küstürdüğünü söylerken, ekim yapılamadan önce başlaması gerekten desteklerde planlamaya da dikkat çekiyor: 

‘Hollanda’da şu anda çiftçiler önümüzdeki 7 yıl ne olacağını biliyor. Ürünün maliyetini hesaplayabiliyor. Alacağı destek belli. Ancak bizde böyle bir durum yok. Bazı seneler ürünler boşa gidiyor. Çiftçi küsüyor. Üretimi bırakıyor. Gıda güvenliği için en büyük tehlike budur. Bizim her maddesi düşünülmüş en az 3-5 yıllık üretim planlarına ihtiyacımız var.’

Hüseyin Demirtaş da ‘Halkın alım gücü düşüyor. Küresel bir sorun var. İkisi birleşince gıdaya ulaşım daha da zorlaşacak. Bunun tek çaresi üretim kapasitemizi doğru kullanmak. Türkiye, kendisi gibi iki ülkeye yetecek üretim kapasitesine sahip. Tüketimimiz sürekli artıyor. Bu tehlikeyi görmemiz lazım’ diyor.

“Tarım ürünleri üretici fiyat endeksinde deyim yerindeyse kıyamet kopuyor!”

Dünya Gazetesi’nden Alaattin Aktaş, ‘Tarım üretici fiyatlarına bak, yazın ne olacağını gör!’ başlıklı yazısında, ‘TÜFE’ye bakmaktan kaynağa inmeyi unutuyor gibiyiz. Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi son dört ayda tam yüzde 65 arttı. Bunun anlamı açık; yazın da ucuz meyve sebze hayal olacak. Gıda enflasyonunun kaynağı sayılabilecek tarım ürünleri üretici fiyat endeksinde deyim yerindeyse kıyamet kopuyor!‘ dedi ve şöyle devam etti:

‘Tarım ÜFE’de geçen yılın ekim-kasım aylarındaki yıllık artış yüzde 23-24 düzeyinde. Mart sonuna gelmişiz, yıllık artış yüzde 84’ü aşmış. Tarım üreticisinin temel girdisi niteliğindeki motorin ve gübreye gelen rekor zamlardan sonra olacağı buydu zaten, başka ne beklenebilirdi ki. İşte sonuç; bir yılda yüzde 84’ü aşan maliyet artışı. Bu maliyet artışı hiç kuşku yok ki perakende fiyatlara yansıyacak, zaten yansıyor. Dolayısıyla yaz ayları geldiğinde geçmişteki gibi tarım ürünleri kaynaklı çok düşük TÜFE artışı görmek pek mümkün olmayacak.’

Yorum Yap
Giriş Yap
Yazı Ekle