• Ana Sayfa
  • Haber
  • Vatandaşın Zor Tercihi: Ekonomi Hayatta Kalma Sınavına mı Dönüştü?

Vatandaşın Zor Tercihi: Ekonomi Hayatta Kalma Sınavına mı Dönüştü?

 Vatandaşın Zor Tercihi: Ekonomi Hayatta Kalma Sınavına mı Dönüştü?
Okunuyor Vatandaşın Zor Tercihi: Ekonomi Hayatta Kalma Sınavına mı Dönüştü?

Ekonomide zor zamanlardan geçilirken, yoksulluğun günden güne arttığı bir gerçek. Halkın fiyat artışlar sonrası faturaların altında ezilmesini yılbaşında artış gösteren maaşlar da engelleyemezken, temel gıdaya bile fiyat bazında ulaşım zorlaştı. 

Enflasyon ve işsizlik ile ölçülen dünya sefalet endeksinde lider olmayı başaran Türkiye ekonomide neler bekliyor?

Yüksek oranlar daha görülmedi mi?

Sosyal Politikalar Araştırma Merkezi (SPM) Direktörü İktisatçı Prof. Dr. Serdar Sayan, yüz binlerce ailenin ısınma ve beslenmeden hangisinde daha fazla kısıntı yapacaklarına dair tercih yapmaya zorlandığını vurguladı.

Sayan, Ekonomik Zorluk Analizi ve Sefalet Endekslerinin son yılların rekorunu kırdığını vurgulayarak, “Uzak ara en büyük sıçrama aralıkta gerçekleşti. Bu kötü bir haber ama daha kötüsü, endekslerin ocak ve sonrasında da rekor tazeleyeceğini bilmek” dedi.

Türkiye’de çalışabilen her üç kişiden birinin, hatta daha fazlasının düzgün bir işte çalışmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Serdar Sayan ile SPM’nin ölçtüğü EZA endeksi ve yoksulluğu Cumhuriyet’ten Şehriban Kılıç aktardı.

SPM olarak, Türkiye için aylık periyotta Ekonomik Zorluk Analizi (EZA) açıklayacaksınız. Burada neler göz önünde bulundurulacak? Neden böyle bir endekse gerek duyuldu?

Evet, bu aydan itibaren yeni endeksimiz EZA’yı kamuoyu ile paylaşmaya başladık. Aslında bu tek bir endeks değil, benzer bileşenleri küçük yöntem farkları ile ölçen bir dizi endeks.

SPM’nin bu endekslerine duyulan ihtiyacı tetikleyen en önemli güncel gelişme, işsizliğin zaten yüksek seyrettiği bir sırada patlayan tüketici enflasyonu oldu. Ekonominin iş yaratma kapasitesinde COVID salgını öncesinden beri gözlenen daralma sürerken, son faiz indirimleri enflasyonu da –beklendiği gibi– patlattı. Hem işsizliğin hem enflasyonun yüksek seyrettiği bu stagflasyonist ortam, başta kırılgan ve dar gelirli kesimler olmak üzere tüm kesimlerin yaşadığı ekonomik zorlukları ciddi biçimde artırdı.

Bizim EZA endeksleri uluslararası literatürde 1960’lardan beri bilinen “Sefalet Endeksi (misery index)” ile benzerlikler taşıyor. Tek tek ülkelerde ekonomik zorlukların seyrini izlemek ve uluslararası karşılaştırmalarda kullanmak amacıyla tüm dünyada yaygın biçimde kullanılan Sefalet Endeksi (SE), enflasyon oranı ile işsizlik oranının toplamından oluşuyor. SPM EZA endekslerindeki ilk iki bileşen de tüketici enflasyonu ve işsizlik göstergelerinden oluşuyor, ama biz SE’den farklı olarak üçüncü bir bileşen daha ekleyerek istihdamın kalitesindeki düşüşleri de hesaba kattık.

Üçüncü bileşen ihtiyaç duyduk çünkü enflasyon ve işsizlikteki artışlar, dünyanın her yerinde kitlelerin yaşadığı ekonomik zorlukların arttığı anlamına geliyor kuşkusuz ama Türkiye’de istihdamda olmak, bu zorluklardan etkilenilmeyeceği anlamına gelmiyor. Türkiye’de istihdamda olan nüfusun önemli bir kısmı kayıt dışı olarak ve/veya tam zamanlı olmaksızın, istihdam güvencesinin eksik olduğu geçici süreli iş sözleşmelerine dayalı olarak, evden çalışma veya taşeron iş ilişkisi vs. çerçevesinde çalışıyor. Yani Türkiye’de sadece işsizlik değil, istihdamın düşük kalitesi de önemli bir sorun. Bu yüzden SPM’nin COVID salgını sürecinde “eğreti istihdam” kavramlaştırması altında düzenli olarak izlemeye başladığı bu istihdam kalitesi boyutunu da EZA endekslerine kattık. TÜFE enflasyonu ve işsizlik oranlarına ek olarak kullandığımız “eğreti istihdam” göstergeleri yoluyla, ekonomik zorluklardan etkilenen kesimleri kayıt dışı ve diğer kalitesiz istihdam biçimlerindeki nüfusu da kapsayacak biçimde genişlettik.

Burada hemen vurgulayayım: SPM EZA endeks değerleri yalnızca TÜİK verilerini kullanılarak hesaplanıyor. Nitekim son değerler TÜİK’in 10 Şubat’ta duyurduğu işsizlik oranlarını kullanarak hesaplandı ve TÜİK’in duyurusunu takiben paylaşıldı kamuoyuyla. TÜİK 10 Şubat’ta Aralık 2021’e ait işsizlik rakamlarını duyurdu. Biz o rakamları ve onlar yardımıyla hesapladığımız eğreti istihdam göstergelerini, yine TÜİK’in daha önce açıkladığı TÜFE enflasyon oranlarıyla birleştirerek hesapladıktan sonra duyurduk EZA değerlerini. Tahmin ettiğimiz gibi büyük sıçrama oldu endeksin bütün versiyonlarında.

“EZA endeksindeki ‘sıçrama’ dar gelirli ve kırılgan kesimlerin yaşadığı ekonomik zorluklarda da büyük artış anlamına gelecek” demiştiniz. Vatandaşı nasıl günler bekliyor?

EZA’nın yapısına dair söylediklerimden de anlaşılacağı gibi, SPM EZA endeks değerlerinde gözlenen artışlar yaşanan ekonomik zorluk ve sıkıntıların arttığını gösteriyor.

Güncel EZA değerlerinde, farklı versiyonlarda bir önceki aya (Kasım 2021) göre 16,9 ile 31,2 puan arasında değişen artış gözledik. Bu değerler, endeksin 2019 Ocak ayı olan bazına kıyasla da 13,4 ile 29,5 puan arası bir artışa karşılık geliyor. Hangi versiyon olursa olsun endeksteki artışa en büyük katkı Aralık’ta patlayan enflasyondan geldi. Kasım’dan Aralık’a, işsizlik oranları tarım dışında yatay seyretti, genel işsizlikte küçük bir artış oldu. Eğreti istihdam göstergelerinde ise küçük düşmeler yaşandı. Tabii Kasım’dan Aralık’a değişiklik olmasa da hem işsizlik oranlarının, hem de eğreti istihdam göstergelerinin zaten çok yüksek olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum.

Sonuçta Aralık’ta enflasyonda gözlediğimiz sıçrama, işsizliğin ve kalitesiz, güvencesiz işlerde çok düşük ücretlerle çalışmanın zaten yaygın olduğu bir toplumda yaşandı. Esasen bizim Aralık’ta yaşadığımız gibi yüzde 13,5’u geçen bir aylık enflasyonun, işsizliğin düşük ve kalitesiz istihdam biçimlerinin az rastlanır olduğu toplumlarda bile büyük darbe anlamına geleceği; dolayısıyla da Türkiye’de çok daha daha yıkıcı etkiler yapacağı aşikâr.

Bırakın işsiz, gelirsiz olanları; asgari ücretten ya da kayıt dışı, geçici vs. eğreti istihdam biçimlerinde bunun bile altında kazançlar elde ederek çalışan milyonlar da bu kışı nasıl anlatırlar kestirmekte zorlanıyorum açıkçası. Elektrik, doğal gaz faturalarındaki korkunç artışlar, ulaşım ve kira giderlerindeki tırmanış derken, bir çok ailenin temel gıda ürünlerine erişimi bile sorunlu hale gelecek. Simitle öğün geçirmeye çalışanlara alternatif olarak boş tostun üretilir hale geldiği bir ülkede yaşıyoruz artık maalesef. Hepimiz sonuçlarını her gün yaşıyoruz aslında ama toplumun bazı kesimleri açısından çok daha vahim bu sonuçlar.

Sefalet Endeksi’nde de neredeyse şampiyon olduk, burada artış bekliyor musunuz?

Maalesef evet. Söylediğim gibi EZA endeksleri zaten SE’nin daha kapsamlı versiyonları bir anlamda. Biz SE’ye düşük kaliteli istihdamı ölçen göstergeler de ekledik. O yüzden SE ile EZA endeksleri arasındaki korelasyon yüksek zaten. EZA versiyonuna bağlı olarak 0,71 ile 0,88 arasında değişiyor. Korelasyon yüksek ama Aralık’ta SE’deki sıçrama EZA’nın tüm versiyonlarından daha yüksek oldu. Hepsini 2019 Ocak bazlı olarak aldığımızda, Kasım’dan Aralık’a en yüksek sıçrama 31,2 puan ile EZA 4’te gerçekleşti. Oysa SE’ndeki artış neredeyse 65 puan oldu. SPM endekslerindeki işsizlik ve eğreti istihdam göstergelerinin son aylardaki yatay seyri değerlerdeki artışı yumuşattı. Ancak EZA da SE de son yılların rekorunu kırdı. Uzak ara en büyük sıçrama Aralık’ta gerçekleşti. Bu kötü bir haber ama daha kötüsü, endekslerin Ocak ve sonrasında da rekor tazeleyeceğini bilmek. TÜİK 10 Mart’ta Ocak 2022’nin işsizlik ve istihdam rakamlarını açıklayınca, hep beraber yeni rekor değerlerini göreceğiz. Hem EZA endeksleri hem SE yeni rekorlar kıracak ne yazık ki.

Enflasyon yüzde 50’ye dayandı. Artık faturasını ödeyemeyen temel ihtiyaçlarını dahi alamayan hanelerin sayısı artıyor. Bu yoksullaşma nereye varır?

Evet, çok üzülerek izliyorum derin yoksulluk haberlerini. Ankara bu yıl aşırı soğuk bir kış yaşadığı için yakacak ve elektrik faturalarını ödeyemeyen aileler daha sık düşüyor aklıma. Yüz binlerce aile ısınma ve beslenmeden hangisinde daha fazla kısıntı yapacaklarına dair tercih yapmaya zorlanıyor.

Söylediğim gibi, kişi başına gelir 2014’ten beri istikrarlı biçimde düşüyor. Bu toplumun geneli için bir yoksullaşma göstergesi ama asıl darbeyi yiyen kırılgan ve dar gelirli kesimler. Önce salgın, şimdi faiz indirimleri sonrası gelen yüksek enflasyon yüzünden milyonlar çok zor bir sınavdan geçiyor. Süreç en yoksul ve kırılgan kesimler için hayatta kalma sınavına dönüştü resmen. Hâlâ da müteahhitlere pompalanan paraları kısıp, kaynakları sosyal korumaya kaydırma yönünde bir adım görmüyoruz. O da çok ilginç.

Siz özellikle düşük kaliteli istihdama vurgu yapıyorsunuz, Türkiye’de düşük kaliteli istihdam oranı nedir, bu sayıda artış söz konusu mu, mevcut eğitim sistemi ile kaliteli istihdam sağlanabilir mi?

Evet çünkü düşük kaliteli istihdamla yoksulluk çok yakından ilişkili. Türkiye’de istihdamda olmak, ekonomik zorluk çekme riskinden kurtulmak anlamına gelmiyor. EZA endekslerine eğreti istihdam göstergelerini bu yüzden ekledik. Aslında SPM eğreti istihdamı düzenli olarak izlemeye pandemi sürecinde yaşananlar yüzünden başlamıştı zaten. COVID salgınının yol açtığı gelişmeler geleneksel işsizlik oranı tanımlarının anlamlılığını ve dolayısıyla işsizlik oranlarının güvenilirliğini azalttı. Ama hemen not edeyim; bu TÜİK’in işsizlik oranlarını makyajlamasından falan kaynaklanmadı. O dönemde TÜİK’in bir miktar itibarı vardı hala. Sorun, bütün dünyada işsizlik oranlarının ölçümünde kullanılmakta olan tanımların, yalnızca aktif olarak iş arayan ve işbaşı yapmaya hazır olan bireyleri dikkate almasından kaynaklandı. Salgında daralan ekonomik faaliyet ve kapanmalar yüzünden işsiz kaldığı halde, iş bulma ümidini kaybetme ya da pandemi ortamında iş aramaktan çekinme vb. nedenlerle fiilen iş aramayı bırakan milyonlarca insan işgücü-dışı statüde değerlendirilerek, işsizlik oranlarının hesabına katılmayınca, işsizlik oranları fiili durumu yansıtamaz hale geldi. Salgının ilk aylarında kapanmalar, işten çıkartmalar zirve yapmışken Türkiye ve başka bazı ülkelerde işsizlik oranları salgın öncesinin altına indi. Absürt bir durumdu. O yüzden SPM işgücü piyasalarındaki durumu işsizlik oranlarının yanı sıra istihdam oranı ile izlemek üzere adımlar attı. Ancak orada da istihdamın önemli bir bölümünün “eğreti” kavramlaştırmasıyla tarif ettiğimiz türden kayıt dışı, güvencesiz, geçici, evden vs. çalışmadan oluştuğu gerçeğiyle karşılaştık. Bunun üzerine nispeten kaliteli istihdam oranının seyrini izlemek amacıyla “eğreti olmayan istihdam oranını” hesaplayarak aylık bültenlerimizde duyurmaya başladık. Şimdi de eğreti (ya da kalitesiz) istihdam göstergelerini EZA bileşenleri arasına eklemek suretiyle ikinci bir kanaldan izliyoruz.

Son eğreti istihdam rakamlarını okurlarla paylaşayım. 2021 son çeyreğinde durum şu tablodaki gibi. Eğreti istihdam payı dediğimiz gösterge ekimden aralıka iki puan düşmüş ama düştüğü değer yüzde 35! Bu korkunç bir durum. Çalışan (çalışabilen) her üç kişiden biri, hatta daha fazlası düzgün bir işte çalışmıyor. Bunun yoksulluk dışında da bir dolu iması var tabii. Büyümenin kalitesi ile de çok yakından alakalı mesela. Mevcut eğitim sistemi bu durumu besleyen tek kanal değil ama önemli kanallardan biri.

Şu anda Türkiye’nin en can yakıcı sorunları neler, çözüm için hangi adımlar atılmalı?

En can yakıcı sorun hiç kuşkusuz yoksulluk. Türkiye son 8-10 yıldır istikrarlı biçimde yoksullaşıyor. Kişi başına gelir istikrarlı biçimde düşüyor; ülke uluslararası sıralamalarda geriliyor. COVID salgın süreci bu yoksullaşmayı hızlandırdı ve yaygınlaştırdı. Hep söylediğim gibi Türkiye, salgının ekonomik mağdurlarına destek sağlama konusunda feci bir performans gösterdi maalesef. Faiz indirimleri yoluyla kredileri ucuzlatmak dışındaki destek mekanizmalarına mevcuttu demek bile zor. Kulağa inanılmaz geliyor ama işten çıkartma yasağı yüzünden ücretsiz izne çıkartılanlara devletin bir hafta için ödediği destek tutarı, Osmangazi Köprüsü müteahhitlerine köprüden geçmeyen araçlar için ödenen araç başı garanti parasına denkti hemen hemen. Gelirini salgın yüzünden kaybedenlerin, ailelerini müteahhite tek bir araç için ödenen paraya denk bir miktar ile bir hafta geçindirmesi beklendi. Geçmeyen araçlar için bir günde ödenen toplam garanti parası de 6-10 bin çalışana kendilerini (ve ailelerini) bir ay geçindirmeleri için ödenen destek tutarına denkti.

Esasen Türkiye salgına zaten çok yüksek işsizlik oranları ile yakalanmıştı. Salgın süreci de yoksulluğu ve yoksullaşmayı ivmelendirmişti. Böyle bir ortamda, geçen sonbaharda yapılan 100 baz puanlık, 200 baz puanlık faiz indirimlerinin patlattığı enflasyon yangına benzin dökme etkisi yaptı, özellikle kırılgan ve dar gelirli kesimler için. Ben bu indirimlerin neden o zaman ve neden o kadar hızlı yapıldığına ekonomik açıdan da, başka açılardan da akıl erdiremedim. Bu nedenleri tutarlı bir şekilde anlatana da rastlamadım. O yüzden çözüm için hangi adımlar atılmalı sorusu yerine mümkün ama hangi adımlar atılmamalı sorusuna odaklanmak daha kolay sanırım. Çözüm için kısa vadede, orta vadede ne yapılmalı sorusuna upuzun cevaplar vermek yerine yapılanlar yapılmamalıydı demekle yetineceğim. Mesela bütün dünyada faizlerin artmaya başladığı bir sırada, kuru da enflasyonu da sıçratacağı gün gibi aşikâr olan o faiz indirimleri kesinlikle yapılmamalıydı. Şu anda kur ve enflasyon sarmalına giren ekonomide faizler eski seviyesine çekilse de enflasyonu eski seviyesine döndürmek mümkün değil. Gıda ürünlerinden KDV’nin kaldırılması gecikmiş bir olumlu adım gibi gözüküyor ama gıda fiyatlarının da faiz indirimleri öncesi seviyelere asla dönmeyeceğini söyleyebilirim. Deyim yerindeyse cin şişeden çıkartıldı. Dediğim gibi neden çıkartıldığı da belli değil.

Her şeyden önce ciddi bir ekonomi politikası yapılarak başlanmalı diye düşünüyorum. Şu anda net hedefleri olan, hangi hedeflere hangi araçlarla ulaşılacağının belli olduğu izlenimi veren, makroekonomik hedefler ve araçlar arası etkileşimin nasıl yönetileceğine dair, güven telkin edecek bir politika çerçevesi mevcut değil. Günübirlik kriz yönetimi şeklinde ilerliyor her şey ama sürdürülebilir değil bu.

Dövizin kısa vadedeki oynaklığı müdahalelerle azaltıldı, bu kalıcı olabilecek mi?

Korkarım hayır. Evet diyebilmeyi isterdim ama yürürlüğe girdikten sonra, haftada bir ilkeleri değişen uygulamalarla derin iktisadi sorunları çözmek mümkün değil. Ekonomideki dolarizasyon zaten kamuoyunun yürürlükteki ekonomi politikalarına ve kurumsal yapıya yeterince güven duymamasından kaynaklanıyor. Haftada bir değişen kararlarla o süreci tersine çevirecek güveni tesis etmek mümkün değil. Kaldı ki o müdahaleleri zorunlu kılan faiz indirimlerinin neden yapıldığı, ne işe yaradığını da bilen yok.

Yılsonu işsizlik, büyüme, enflasyon tahmininiz var mı?

Yok. Türkiye değil on ay sonrası için, bir ay sonrası için bile sorduğunuz değişkenlere dair tahmin yapılabilecek bir ülke değil artık. Bunları tahmin edebilecek durumda olsaydık, bundan önceki soruları ve cevapları konuşuyor olmazdık zaten.

Yorum Yap
Giriş Yap
Yazı Ekle